İlim ve Medeniyet
Yeni Nesil Sosyal Bilimler Platformu
Kabile Nedir?
Kabile, geniş bir aile grubundan meydana gelen ve tarihsel olarak devlet yapılanmalarından önce ortaya çıkan organize insan topluluklarıdır. Kabilelerin en küçük yapı birimi ailelerdir. Aileler de klan dediğimiz daha büyük toplulukları oluştururlar. Kabile tarzı yapılanmalar için insanları bir arada tutan ana etmenler: dil birliği, tarihi arka plan, ortak çıkarlar, kültürel bağlar, gelenek ve göreneklerdir. Her kabilenin kendine özgü yapılanmaları, ayinleri, inançları ve değer yargıları vardır. Kabileler, bir nevi devlet öncesi organize yapılardır. Günümüzde de hâlâ varlığını sürdüren kabileler olmakla beraber, Afrika kıtası bu kabilelerin en çok varlık gösterdiği kıta olarak bilinir.
Afrika’da Kabileciliğin Tarihi
İnsanlığın doğduğu yer olarak tanımlanan Afrika’da 3 bine yakın kabilenin varlığından bahsedilmektedir. Çok kültürlü yapısı ile dünyanın en renkli kıtası olan Afrika’da kabilecilik sistematik olarak üç dönemde incelenir. Bunlar: sömürge öncesi dönem, sömürge dönemi ve sömürge sonrası dönem şeklindedir.
Sömürge öncesi dönemde kıta genelinde imparatorluklar, krallıklar ve kabileler vardı. Bu dönem için Afrika’nın en sorunsuz dönemi diyebiliriz. Kabileler arasında yaşanan olumlu diyaloglar, işbirliği ve çıkarsız ilişkiler kıtada varlık göstermekteydi. Bu dönemde sınıfsal çatışmaların yaşanmadığını da söylemek mümkündür. Fakat batılıların bu kıtayı keşfedip sömürmeye başladığı tarihlerden itibaren kıtanın doğal dengesi bozulmuş, kabilecilik anlayışı da batılı hegemonya altında ezilmiştir.
Kabilelerin daha küçük parçalara ayrıldığı ve görünmez sınırların çizildiği bu sömürge döneminde insanların çokça birbirinden ayrıştığı, kültürel bağların zayıfladığı ve etnik çatışmaların yaşandığı bir gerçektir.
Sömürge sonrası dönemde ise çizilen suni sınırlar kabileleri parçalamış, yönetilmesi daha kolay unsurlar haline getirmiştir. Klasikleşmiş bir ifade ile “cetvel ile çizilen sınırlar” Afrika insanının kabile ve asabiyet anlayışını zedelemiştir. Sömürge sınırları üzerinde kurulan devletlerin de en büyük problemi sınır anlaşmazlıkları ve etnik problemlerden kaynaklanan çatışmalar olmuştur.
Kıta genelinde 3 bin civarında kabile olduğu birçok akademik kaynağa referans edilir. Sadece Sudan’da 522 kabilenin var olduğunu düşünürsek, rakamların abartılmadığını görürüz. Bu sayı, kıta genelindeki etnik farklılığın altıda birine tekabül etmektedir. Veya Nijerya’da 370 kabile mevcuttur. Diğer ülkelerde de durum bundan farksızdır.
Kabilelerdeki Sosyo-Kültürel Farklılıklar
Ülkeden ülkeye farklılık gösteren bu renkli popülasyon, en genel anlamda ülkelerin mevcut sosyo-kültürel yapısını yansıtmaktadır. Kabileler, bulundukları ülkelere değer katmaktadır. Mesela, Mali’de yaşayan ve sayıları iki yüz elli bini bulan Dagon kabilesi, dansları, heykelleri ve kendisine has mimarisi ile mevcut Mali toplumu hakkında bize fikir vermektedir. Dünyanın en kısa insanları olan Pigmeler, Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde varlık sürdürmektedir. Saç stilleri ve kıyafetleri ile dikkat çeken bu kabilenin Komba adında bir tanrısı vardır. Nil havzasının orta kesiminde yaşayan Dinkalar, savaşçı özellikleri ile öne çıkan bir kabiledir. Namibya sınırları içerisinde yaşayan Himbalar, kadınlarının kırmızı bir boya ile ciltlerinin rengini değiştirmesi ile ünlüdür. Bu ve buna benzer birçok kabile, Afrika’nın renkli kabile yapısını göstermesi bakımından değinilmesi gereken örneklerdir.
Kabilecilik kavramı ile ilkelliği ve geri kalmışlığı birbirinden ayırmak gerekir. Birçok kabilenin kendi içlerinde medeniyetlerini kurduklarını, kendilerine özgü saygı ve sevgi biçimleri oluşturduklarını, toplumsal normlarının olduğunu ve belli başlı kurallarının bulunduğunu söylemek mümkündür. Bilinenin dışında hâlâ ulaşılamamış kabilelerin olduğu da bir gerçektir. Dünya ile irtibatları kopuk olan bu kabileler, bırakın telefon ve bilgisayarı, elektrik sistemi veya devletin varlığından bile haberdar değillerdir. Bu kabilelerden bazılarını yazımıza taşıyalım.
Masailer:
Tanzanya ve Kenya’da yaşayan Masai Mara kabilesi, Afrika’da bilinen en eski kabilelerden biridir. Sayılarının 900.000 civarında olduğu tahmin edilmektedir. Maa dilini konuşan Masailer, daha önceleri “Engai” adında bir tanrıya inanırken, Avrupalı devletlerin din ihracı sonucu büyük bir kısmı Hristiyanlığı tercih etmiştir. Sayıları az olmakla birlikte, Müslümanlar da mevcuttur.
Ataerkil bir kabile olan Masailerde kararlar klanın en yaşlı üyesi tarafından alınır ve anlaşmazlıklarda büyükbaş hayvanlar kullanılır. Kabileden birisi öldüğünde, cesedin toprağa zarar vereceği düşünüldüğünden toprağa gömmezler ve leşçil hayvanlara bırakırlar.
Genellikle kırmızı ve tonlarında bir örtüyü kullanarak kıyafet yapan Masailer, rengarenk boncuklardan kolyeler yaparak süslenmeyi severler. Yine bu kabileye has olan bir kılıç ve sopa vardır. Abanoz ağacından yapılmış olan başlık kısmı topuza benzeyen bu sopayı avcılıkta kullanırlar. Evlenmek isteyen bir Masai, bu sopayla aslan avlayıp köy meydanında sergilediği zaman istediği kızla evlenebilir. Ellerinde bulunan uzun çubuklardan destek alarak en yükseğe zıplamaya çalışılan bu kabilenin erkeklerinde, bu yapılan bir güç gösterisi ritüeli haline gelmiştir.
Belgesel çekimlerinin çokça yapıldığı Serengeti Milli Parkı ve kıtanın en yüksek noktası olan Kilimanjaro Dağı bu kabilenin sınırları içerisinde kalmaktadır.
Mursiler:
Afrika kabileleri arasında en meşhur olanlarından birisidir Mursiler. Etiyopya’da dağınık bir şekilde yerleşim gösteren bu kabilenin kız fertleri daha erken yaşlarda dudaklarının alt kısımlarını delerek tabak ve halka kısmında plaka yerleştirirler. Tabağın büyüklüğü, kadının toplum nezdindeki değerini göstermesi bakımından önemlidir ve böylece kabile arasında doğal bir hiyerarşik düzen oluşmuştur. Evlilik çağındaki genç kızların dudaklarında bulunan bu tabak ne kadar büyük olursa, damadın vereceği başlık parası da o miktarda büyür.
Diğer kabilelerde olduğu gibi Mursilerin kadınları da vücutlarına jiletle süslü motifler ve işaretler yaparlar. Kabilenin erkekleri de vücutlarına beyaz tebeşir sürerek ten renklerini açarlar. Bir erkek eğer evlenmek istiyorsa bunun için bir müsabaka yapmak zorundadır ve müsabakanın sonucunda istediği kızla evlenme hürriyeti vardır.
Pigmeler:
Afrika’nın en eski kabilelerinden biri olan Pigme’ler, 1.20 metre boylarıyla kıtanın birçok yerine dağılmış, ilk çağa ait bir yaşam tarzı sürdüren bir kabiledir. “Mabea” dilini konuşan Pigme’lerin destansı hikâyeleri ve şiirleri bulunmaktadır. İnanç olarak “Komba” adında bir tanrıya inanan bu kabile, ölümden sonra ruhun yaşadığına inanır ve ölüleri ağaç kabuklarının içine bırakır veya mağaralara gömerler.
2004 yılında Pigme’lerin olduğu bölgeye giden bir grup Katar’lı hocanın ziyaretleri sırasında 3 Pigme İslamiyeti kabul etmiş ve peşi sıra 2009’dan itibaren de Türk STK’ların gayretleriyle Müslümanlık hızlı bir şekilde yayılımını sürdürmektedir.
Dogonlar:
250 bin kişilik bir demografik yapıya sahip olmakla beraber, ilk kez 1930’lu yıllarda tarih sahnesine çıkmıştır. “Amma” isminde bir tanrıları olan bu kabile, Mali’nin Bandiagara bölgesinde bulunmaktadır. İlkel olduğu düşünülen Dogonların sahip oldukları ve ulaştığı bilgilere, günümüz bilim dünyası yeni yeni ulaşabilmiştir.
Astronomi ilminde belli bir seviyeye gelmiş olan Dogon’lar, dünyanın yuvarlak olduğunu ve güneşin etrafında döndüğünü çok eski zamanlarda tespit etmişlerdir. Ay’ın Dünya’nın etrafında döndüğünü, Satürn’ü ve halkalarını, Jüpiter’i ve uydularını bilmekle kalmayan bu kabile, kendi varlıklarını da yine astronomi ile açıklamışlardır. Sirius yıldızı ile Güneş’in çarpışmasının sonucunda Dogon’lar, yani bir nevi bütün insanlık var olmuştur.
Himbalar:
Namibya’nın kuzeyinde varlık gösteren Himba kabilesi, ateş ile irtibat kurdukları “Mukuru” adında bir tek tanrıya inanır. Ekber ve erşet sisteminin olduğu Himba klanlarında en ihtiyar fert o klanın reisi olur. Anaerkil bir toplum olan Himba'larda veraset de anadan geçer.
Bu kabilenin kadınları, vücutlarını kırmızı bir renge çevirebilmek ve güzel görünmek için tenlerine tereyağı, kırmızı toprak ve bitkilerden bir güneş kremi yaparak sürerler. Saçlarını da aynı boyayla boyayıp örgü örerler.
Himba Kabilesi insanları güler yüzlü, sevgi dolu ve duyarlı fertlerden oluşur. Kabilenin eski anane ve törelerine göre aykırı olanları düzeltmenin yolu cezalandırmaktan değil, sevgiden ve o bireye kendi gerçek kimliğini hatırlatmaktan geçer.
Boşimanlar:
Bağımsızlıklarını çok eski dönemlerde elde etmiş olan Boşimanlar Afrika’nın güneyinde yaşayan, ok ve mızrakla vahşi doğa hayatını sürdüren en eski kabilelerdendir. Kayaların üzerine resimler oyarak büyücülükle uğraşırlar.
Tek tanrılı bir tanrı inancına sahip olan Boşimanlar, tanrının gökyüzünde olduğuna ve onları duyduğuna inanırlar. Reenkarnasyon inancına sahip olan bu kabile, ölen her canlının farklı bir surette tekrardan dünyaya geldiğine inanır.
Kötülüklerin ve olumsuz duyguların kötü bir ruh tarafından yapıldığını düşünürler ve bunu engellemek için muska yaparlar veya daha da ileri giderek el parmaklarından birini keserler. Böylece akan kanla birlikte kötü ruhun da gittiğine inanırlar. Parmakları kesik olmayan Boşiman hemen hemen hiç yok gibidir.
Karolar:
Sayıları 1.000 civarında olan ve neredeyse nesilleri tükenmek üzere olan Karolar, Etiyopya’nın güneyinde yaşayan küçük bir kabiledir.
Bu kabilenin fertleri beyaz tebeşir ve kırmızı renkte kerpiç toprak kullanarak vücutlarını süslerler. Rengarenk boncuk ve metallerle süslü bir görünüm kazanan Karolar, çenelerini delip süslü piercingler takmalarıyla meşhurdur. Kullandıkları göz alıcı aksesuarlar ve dans figürleri burada belgesel çekmek isteyenler için güzel görüntüler barındırmakta ve bu da kabilenin sayısının az olmasına rağmen bilinirliğini ve popülaritesini arttırmaktadır.
Dinkalar:
Özgürlüğüne düşkün bir kabile olarak bilinen Dinkalar, savaşçı bir kabiledir. Sudan'da yaşanan iç savaş sonrasında dünya ile ilişkilerini tamamen kestiler.
Kabilenin erkek çocukları ergenliğe girince kendilerine has geleneksel törenlerle kutlanır. Bıçakla vücutlarına bir nevi kalıcı dövmeler yapan Dinkalar, yaptıkları bu işaret ve simgelerle yetişkin bir birey olduklarını belgelemiş olurlar.
Hayvancılık yapan bu kabile, sürülerindeki ineklerin idrarını içer ve kafalarını idrarla yıkarlar. Böylece saçları sarımsı bir ton alır. Bu, kabilece takdir edilen ve değer verilen bir durumdur.
M. Fatih Özmen
Yusuf araz
04.04.2025 / 21:37Çok mantıklı harbiden gerçekten çokkk yardımcı olduu Allah razı olsun
Sayn Yusuf
04.04.2025 / 12:12Maşallah Abime bu sitenin astolistisin